11 Mart 2017 Cumartesi

Sebla'nın Dükkanı'ndan:)

Son zamanlarda Sebla'nın Dükkanı'nda neler yapılmış:)?



Güneş'in ilk doğum günü pastası:)


İnce bir anneden çocuklarına sevgililer günü hediyesi:)


Asude Hanım ve Özgün Bey'in nişan pastası:)

Gezmeyi çok seven Özlem Hanım'ın doğumgünü pastası:)


Çağatay Bey'in doğum günü pastası:),


Cenk Bey'in doğum günü pastası:)

1 Mart 2017 Çarşamba


Hayal ediyorum; tek katlı bir ev...Bahçesinde zeytin, limon ağaçları belki birkaç meyve daha...Melisa da olsun miss gibi kokar akşamları. Küçük de olsa bir verenda. Limon ağacına bakarak kahvemi içtiğimi görüyorum gözümü kapadığımda hep. Fonda Datça rüzgarı...

Hoşgeldin Bahar:)

Mart iyi gel hepimize:)

26 Şubat 2017 Pazar

Kaçış...

Bugün twitter'a uzun uzun yazarken buldum kendimi.O zaman bloga yazma vakti gelmiş demek ki dedim. Gerçi hala eskisi gibi okuyan var mı blogları bilmiyorum. Peki beni buraya getire ne oldu? Kaçma isteği! Hem de çok kuvvetli bir istek!...Yıllar önce kendime söz vererek geldiğim İstanbul'dan gitmek istiyorum. İstanbul'la organik bağım olmasına rağmen İstanbul'da yapamayanlardanım. Asker çocuğu olduğum için oradan oraya gezdim ortaokula kadar. Ankara'da son bulacak derken yolculuk; bu sefer kendi isteğimle İstanbul'da buldum kendimi. Ben de çok hayallerle ve büyük bir istekle geldim İstanbul'a ama artık olmuyor...Şımarıklık değil bu bıkkınlık...Son aylarda daha çok kendi semtimde yaşamaya çalışıyorum ama yine olmuyor. Trafik, insanlar, pahalılık, kirli hava, doğadan uzak olma...Uzar gider bu liste. Hal böyle olunca nereye gideceğiz sorusu beliriyor. Nereye gideceğiz ve ne yapacağız? Annemler Datça'ya yerleştiler. En azından birkaç yıllığına yaz-kış oradalar. Biz de 5 senedir yazımızı Datça'da geçiriyoruz. Arada baharda da kaçıp nefes alıyoruz. Yazın Datça çok güzel ama temelli yaşamak? Yaz-kış? Nasıl olur? soruları gündemde bu sıra kafamda. Ben avm insanı değilim tam tabiriyle. Evet gençken severdim ama artık 37 yaşında ve çocuklu bir insanım. İşim düşerse ki düzen işinizin düşmesi üzerine kurulu malum, gidip işimi görüp, hemen çıkıyorum.Caddebostan'a gidip; termosumda kahvem ve çorapsız ayaklarımla toprağa basmaktan daha keyif alıyorum ben. Düşününce ne uzağız di mi topraktan? Bir yerde okumuştum: İnsan ne kadar yüksekte oturursa o kadar stresli olurmuş topraktan uzak olduğu için. Dönelim avm meselesine. (Ben bu yazıyı kendimi ikna etmek için yazıyorum galiba) Evet küçük bir yerde yaşarsam avm avm diye aşermeyeceğim. Tiyatro-sinema-konser faaliyetleri? Zaten şu an bunları çok sık yapamıyorum bu şehirde de ki gitmeyi düşündüğüm yerde az da olsa mecvut bunlar. İş meselesi? Ben işimi her yerde yaparım malum ama eşim için geçerli değil bu. Burada bir kocaman soru işareti koyuyorum. Hali hazırda ev kredisi varken iş meselesi mühim konu. Peki okul? Devlet mi özel mi konularına girmeyeceğim. O konu apayrı bir tartışma konusu. Küçük bir yerde zaten devlet okulundan başka şansımız yok. Burada da hayata bakış açımız ve hayattan ne beklediğimiz devreye giriyor sanırım. Doğaya yakın, mutlu, huzurlu, az stresli bir yaşam mı? Yoksa?...Artık burayı siz tamamlayın. Okuduğunuz üzere kafam gerçekten karışık. Belkide denemeden bilemeyeceğiz? Uzaktan düşünmekle olmuyor...Göçenlerin hikayeleri de yeterli olmuyor çünkü herkes hayata farklı bakıyor. Emin olduğum bir şey var ki; bahçemdeki limon ağacına bakıp kahvemi içerken çok mutlu olacağım...