1 Nisan 2009 Çarşamba

HARİKA CUMARTESİ

En son haber aldığımda yıl 19998'di. Ben üniversiteye hazırlanıyordum, o üniversite 2. sınıftaydı. Sonra biz taşındık, sınav telaşı derken yıllar geçti...Bağlantımız koptu...Facebooku keşfettiğimde aradım hep ismini ama bulamadım. Bir gün yine umutsuzca aratırken buldum en sonunda. Mektupların yerini elektronik postalar aldı. İki hafta önce ise bir mail aldım: Ben İstanbul'a geliyorum! başlıklı. Şaka olmalı dedim ama gerçekti. Lise yıllarında yazıştığım mektup arkadaşım Ratka, İstanbul'a geliyordu. O zamanlar hep hayal ederdim; Ratka'nın bize gelişini. Yıllar sonra gerçek oldu...

Hazırlık okuyan herkes bilir; yabancı dilinizi geliştirmek için değişik ülkelerden mektup arkadaşı (penfriend) bulmaya çalışırsınız. Biz de bu şekilde tanıştık Ratka ile. Bir mektuptan bugüne kadar geldik. Biz yazışmaya başladığımızda onun ülkesinde savaş henüz bitmemişti. Mektupların üstünde çoğu zaman bu not olurdu: "Postadan görüldüğü gibi çıkmış olup, tarafımızdan emniyete alınmıştır." diye. Ratka yıllar önce taşındığımız mahalleden bir arkadaş gibi benim için...

Bir hafta düşündüm; nereleri gezdireyim, hediye olarak ne alayım?diye...Keşke kuzum da olsaydı çok daha güzel olurdu...Geçen cumartesi sabahı buluştuk...Çok heyecanlıydım. Acaba nasıl insanlar? İngilizce konuşabilecek miyim? gibi bir sürü soru vardı kafamda. Kaldıkların otelin lobisinde Ratka'yı gördüğümde ve konuşmaya başladığımızda tüm sorular gitti kafamdan. Ratka, kızkardeşi ve arkadaşı ile gelmişti. Hepsi birbirinden sıcak insanlardı. İngilizce konusunda ise boşuna endişelenmişim. O gün 12 saat boyunca sadece İngilizce konuştum. Benim için çok iyi bir pratik oldu ve anladım ki bazı bilgiler unutulmuyormuş...

İlk durağımız Fransız Sokağı idi. Sokağı çok beğendiler ama gelin görün ki erken bir saat olduğu için tüm cafeler kapalıydı. Biz de bir simitçiye girdik. Çayı çok sevmeseler de bana eşlik ettiler. Ayrıca simiti çok sevdiklerini ve geldiklerinden beri birkaç kere yediklerini söylediler. Hazır oturmuşken hediyelerimi verdim. Birer nazarlık ve renkli şal...Çok beğendiler ve mahçup oldular. Nazarlığın ne ifade ettiğini ve ne için kullandığını anlattım onlara. Baktım kollarında nazarlıklı bileklikler var Kapalı Çarşı'dan alınmış. Konuşurken o kadar çok ortak nokta çıktı ki: Börek, kuskus, sütlaç, baklava, Türk kahvesi...

Taksim'den sonraki durağımız: Ortaköy'dü...Yolda giderken; "Ben bile buraya gelmeyeli belki 1 sene olmuştur." dedim. Büyük şehirde yaşamanın zorluklarından bahsettik, yaşadığımız şehrin tam anlamıyla tadını çıkaramamaktan...Duvarlardaki afişler dikkatlerini çekti. "Yarın seçimler var." dedim. Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu anlattım. "Atatürk'ü biliyoruz! Çok iyi ve ünlü bir lider!" dediler. Onur duydum! Ortaköy'ün sokaklarına karıştık, takılara baktık. Denizi gördüklerinde gözlerine inanamadılar. Bana belki on kez teşekkür ettiler; oraya götürdüğüm için. Boğazı ve köprüyü izleyebilecekleri en iyi yerlerden birisi olduğunu söyledim Ortaköy'ün. Bol bol fotoğraf çektik. Hava da bizden yanaydı o gün...Güneşi esirgemedi...

Ortaköy'den Beşiktaş'a yürürken bol bol konuştuk Ratka ile. Türkiye'den, Sırbistan'dan, Bosna'dan...

Ortaköy'den sonra istikamet Üsküdar'dı. Motorla karşıya geçmek mini bir boğaz turu oldu onlar için. Bir kere daha hayran kaldılar İstanbul'a...Motordan indiğimizde; "İlk defa Asya kıtasına ayak basıyoruz!"dediler. Üsküdar'dan Kız Kulesi'ne kadar yürüdük. Kuleye gitmeden hikayesini anlattım ve buranın sloganı:"360 derece İstanbul" dur dedim.

Üsküdar'dan sonraki durağımız ise Kadıköy oldu. Kadıköy'de yürüken; Anadolu yakasının daha sakin ve güzel olduğunu söylediler. Yemek için bir kebapçıyı tercih ettik. Ben iskenderi önerdim. Afiyetle yediler ve lezzetine bayıldılar. "Orada, konuşacak ne kadar da ortak şeyimiz var" dediğimde çok mutlu oldular. Yemekten sonraki istikamet ise Mango-Outlet oldu. Sırbistan'daki Mango'larda outlet olmadığı için fiyatlardan çok memnun kaldılar. Bahariye'ye de bayıldılar bu arada.

Annem telefonda; "Mutlaka bize getir arkadaşlarını" demişti. Ben de sordum. Severek kabul ettiler. Ama ilk söyledikleri şey şu oldu:"Biz ilk defa gittiğimiz yere elimiz boş gitmeyiz. Tatlı ya da çiçek alalım. Ne severler?" dediler. Ben o anda kalakaldım. Çünkü bu tür adetler sadece bize özgü diye düşünürdüm. Ne kadar benzediğimizi bir kez daha anladım.

Eve geldiğimizde annemle ve babamla hemen kaynaştılar. Annemin yabancı dili Fransızca. O yüzden daha çok vücut diliyle anlaştılar. Annemin meşhur havuçlu kekini Türk kahvesi eşliğinde afiyetle yediler. Onlar da misafirlerine Türk kahvesi ikram ederlermiş. Bu arada günün başka bir sürprizi de Tuba ile Serkan oldu. Ankara'dan bir anda verdikleri kararla gelen çılgın arkadaşlarım günün bonusu oldular ama 1 saat kalıp, döndüler. Umarım bunu sık sık tekrarlarsınız:))Tubişler'i uğurladıktan sonra annem Ratkalar'ın fallarına baktı. Ben de tercüme ettim.

Çok güzel ve enteresan bir gün oldu benim için...Ayrılırken İstanbul'un harika bir şehir olduğunu ve Türkler'in ne kadar kibar ve hoş insanlar olduklarını ve mutlaka Belgrad'a beklediklerini söylediler. Ben dönerken yolda babamla hala İngilizce konuşmaya çalışıyordum:))))

12 yorum:

n@zo dedi ki...

Yıllar sonra, yabancı bir arkadaşla böyle güzel vakit geçirmek şahane! Çok şanslı iki tarafta.. Bu arada esas hediye de İstanbul turu olmuş ;)

Flame dedi ki...

Seblacım ne kadar güzel olmuş bu sürpriz.. ESkilerden bir dostla buluşmak çok keyifli olmalı.. Misafirperverliğiniz ve gönüllü elçiliğiniz içinde teşekkürler...

Adsız dedi ki...

Seneler sonra böyle bir araya gelebilmek ve en önemlisi ortak noktalarda buluşup güzel şeyler paylaşabilmek ne kadar da güzel....

Güzel yürekli arkadaşım benim, eminim ki dostların memnun ayrılmışlardır!...

Melike

SMİLENA dedi ki...

ne güzel bir dostluk.ratka sırp galiba.ben anlıyorum onların dilinden .bulgarcayla hemen hemen aynı bir tek takılar biraz değişik ama iki konuşmada kapıyorsun..
istanbula hayran kalmayan görmedim şimdiye kadar..
sevgilerle

Kirpikteki Gözyaşı dedi ki...

Öncelikle uzun olmasına rağmen yazımı okuyup, yorum bırakan herkese teşekkürler:)

Nazocum evet çok şanslıyız:)

Çok ama çok keyifliydi Alev:) Ben teşekkür ederim:)

Canım benim inşallah öyledir:)

Evet Sırp Semra. Doğrudur. Birbirine yakın kültürler ve diller. Anneannem olsaydı 1-2 kelime ederdi:)

Banu Durgunlu dedi ki...

Seblacım ne güzel anlatmışsın sizinle birlikte gezmiş kadar oldum...Çok iyi bir evsahipliği yapmışsın,eminim memnun ayrılmıştır eski dostların senden...Boşuna dememişler bir dil bir insan diye:)))Sevgiler canım...

MoonSun dedi ki...

Keske tum kalem dostlariyla gerceklesse bu bulusma :))

Kirpikteki Gözyaşı dedi ki...

Çok teşekkürler Banucum:) Umarım:)

Moonish neden olmasın;)))

Acemi Şef dedi ki...

Seblacığım yazmadan edemedim, inşallah savaş esnasındasındaki kötü anılarını silebilmişlerdir beyinlerinden. harika bir gün olmuş senin için, bak yaza ben de geliyorum beni de gezdir böyle noooolur :))

Kirpikteki Gözyaşı dedi ki...

Esracım aşk olsun:)) Yeter ki iste:)

Sokak Kedisi dedi ki...

Tesadüf denk geldim blogunuza ve bu yazı bana da çok keyif verdi. Dostluk güzel şey, km. lerce uzaktan yaşansa bile

Sevgiler

Kirpikteki Gözyaşı dedi ki...

Çok teşekkür ederim Sokak Kedisi:) Beğenmene sevindim:)